Psikoloji Nedir?


 Ruh bilimi diye adlandırılan bilinçli veya bilinçsiz insan davranış ve düşüncelerini inceleyen bilim dalına psikoloji denilmektedir. Bu alanda çalışan bilim insanlarına psikolog denmektedir.
Beden hastalıklarımız olduğu gibi ruhsal hastalıklarımızın da olabileceğini unutmamalıyız. Bu söylemenin temel nedeni insanların bu düşünce tarzını kabul etmeyişlerinden kaynaklı.  Eskiye nazaran artık bu düşünce kalıbı yıkılsa da yine de toplum  yer etmektedir. Bazı insanlar psikologlara delilerin gittiğini, psikoloğa giden insanlarla arkadaşlık kurarken çekindiğimizi ve hep önyargılı bir şekilde yaklaşıldığını görmekteyiz. Fakat o insanlar kendilerinin farkına varıp kendilerine saygı duyarak psikoloğa giderek büyük bir adım atmış bulunmaktalar. Kendi içlerinde hiç susmayan o sesi susturmuş, savaşı kazanıp bu yola baş koyarak ilk adımı atmışlardır. Herkesin hayata geldiği ailesi şartları ve ortamı iyi ve yolunda olmayabiliyor.  Kimsenin hayatı dört dörtlük değil ama bazı insanlar yaşadıkları olayları atlatamayabiliyor. Özellikle çocukluk zamanlarında iyi bir ailede yetişmemiş, anne sevgisi şefkati almamış çocukların küçüklüğünde açılmış olan yaralar daha sonrasında çok daha zor kapanıyor. Annesinin sevmediğini başka kim sever düşüncelerine kapılıyor ileride ve tüm insanlar bir araya gelse onun yarasını kapatamıyor ta ki kendi bilinçaltında annesini affedene kadar. Bütün psikolojik rahatsızlıkların başında çocuklukta yaşanmış olayların atlatılamaması yatıyor. İnsana en başta kendi yardım etmeli. hayat acımasız olabiliyor ama ne kadar düşersek yükselişimiz o kadar daha fazla ve etkili oluyor. Bazı insanların düşüncesine, inanışına göre dindar insanlar psikoloğa gidemez gidiyorsa demek ki inancında ve imanında zayıflık var gözüyle bakılabiliyor. Oysa durum öyle değil yaşadığımız, çevreye topluma, karakterimize göre olaylar değişiklik gösterdiği gibi kişinin atlatması da zor olabiliyor. İç alemine bakan insan daha fazla düşünür ve daha fazla farkındalığa sahip olur. Farkındalığa sahip olmuş bir birey ise yaşamın içinde ve sevincindedir.
Descartes'in dediği "Düşünüyorum öyleyse varım." cümlesini bir yazarın şu şekilde yorumladığını duymuştum. "Hissediyorum öyleyse varım." sadece düşünerek var olamayız. Akıl tek başına yetersiz kalmaktadır. Asıl mesele kalptir. Descartes'in başka bir görüşüne göre ruh ve bedenin birbirinden ayrı olduğunu kartezyen ikilikten bahsediyor. Ruh ve bedenin ayrı olduğu düşünülemez. Ruhsal hastalıkların bedenimize nasıl etkiler ettiğini hepimiz görmekteyiz. Üzüntü ve stresin mideye vurduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Psikosomatik kelimesi tam da bu aşamada devreye giriyor. Psikosomatik hastalıklar, fiziksel ağrılarla doktora başvurduğunuzda ve yapılan tahlil ve tetkiklerin temiz çıkması ve doktorun psikolojik demesi tam da psikosomatik hastalığın karşılığıdır. Bireyin fizyolojik acılarının olmasına karşın organik kökenli bir rahatsızlığı bulunmamaktadır. Psikosomatik hastalar hastalıklarının psikolojik olduğunu kabul edene kadar zaman ve para kaybı yaşamaktadırlar. Psikosomatik hastalıklardan bazıları; anksiyete(kaygı) bozukluğu, panik atak, hastalık hastalığıdır.
Düşünerek hatta hissederek yaşayabilmemiz ümidiyle... 







Yorumlar

Popüler Yayınlar